Darbeye de diktatörlüğe de hayır!

Türkiye’nin’olağanüstü hal’e değil, demokrasi, barış ve özgürlüğe ihtiyacı var…

Darbeye de diktatörlüğe de hayır!

Türkiye olağanüstü günler yaşıyor. 15 Temmuz günü yapılan darbe girişiminin ardından Erdoğan ve AKP hükümeti bütün ülkede olağanüstü hal yönetimi ilan etti. Darbeyi bastırma gerekçesiyle arlarında hakim ve savcılar, rektörler, dekanlar, öğretim üyeleri, askerler, polisler ve çok sayıda kamu kurumunda çalışan devlet memurları olmak üzere 50 binin üzerinde insan görevden uzaklaştırıldı.

İlan edilen OHAL ise, halkın temel hak ve özgürlüklerine ipotek konması anlamına geliyor.

Demokrasiye, halka ve özgürlüklere karşı olan askeri darbe girişimi ne kadar kabul edilmez ve hukuk dışı ise, darbeyi bastırma adına hukuku, demokrasiyi ve özgürlükleri ayaklar altına alan Erdoğan’ın baskıcı rejimi de o kadar kabul edilmez ve halk karşıtıdır.

DARBECİLER DEĞİL HALK CEZALANDIRILIYOR!

Askeri darbe girişiminde bulunanlar elbette evrensel hukuk kuralları çerçevesinde soruşturulup yargılanmalı ve halka karşı işledikleri bu suçun hesabını vermelidirler. Ancak darbecilerle mücadele adı altında bütün muhalif seslerin ezilmesi, hak ve özgürlüklerin rafa kaldırılması açıkça iki yüzlülük ve diktatörlüğün resmileştirilmesidir. Erdoğan ve hükümeti, ilan ettiği olağanüstü hal uygulamasıyla darbe yapmak isteyenleri değil, halkı ve demokrasiyi cezalandırmak istemektedir. Çünkü bu uygulamayla birlikte bütün halkın düşünce, ifade, toplanma, örgütlenme özgürlüğü gibi temel hakları ortadan kaldırılmaktadır.

HALKIN SEÇENEĞİ DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLERDİR

Türkiye’de yaşanan gelişmeler göstermektedir ki, darbecilerle Erdoğan arasındaki iktidar çatışmasının asıl kurbanı halk olmuştur.

Türkiye halklarının bugün ihtiyacı olan şey ne askeri darbe, ne de Erdoğan’ın başında olduğu ‘sivil diktatörlük’ rejimidir; asıl eksik olan demokrasi, özgürlük ve Kürt halkına karşı süren savaşın sona ermesidir.

Bugün Türkiye’de halkın sanki iki seçeneği varmış gibi gösterilmek isteniyor; ya Erdoğan’ı ya da onu devirmek isteyen Gülen Cemaati ve askerleri desteklemek! Oysa şurası açıktır ki, işçi ve emekçi halk için iki çıkar grubu arasında taraf olmak diye bir seçenek olmaz. Halkın asıl ihtiyacı ve beklentisi demokrasi, özgürlükler, hukuk ve barışın güvenceye alınmasıdır.

ERDOĞANLA DEĞİL TÜRKİYE HALKLARIYLA DAYANIŞMAYA!

Türkiye’de yaşanan darbe girişiminin ardından AKP hükümeti, taraftarlarını Hollanda’da da sokağa dökerek, sözde demokrasiyi savunma adı altında halk arasında kutuplaşma ve bölünmeyi kışkırtma çabası içine girdi. Hollanda’da yaşayan Türkiyeli işçi ve emekçiler olarak bizler de elbette askeri darbeyi açık ve kesin olarak mahkum ediyoruz, ama darbe girişimini öne sürerek halkın demokratik hak ve özgürlüklerini, hukuku ayaklar altına alan tek adam rejimine ‘hayır’ diyoruz. İki çıkar grubu arasındaki çatışmanın faturasının halka kesilmesini kabul etmiyor; Türkiye’de basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün olağanüstü hal uygulaması ile ortadan kaldırılmasını kınıyoruz.

Bütün Türkiyeli ve Hollandalı demokratik kamuoyunu, Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesi veren güçlerle daha yakından dayanışmaya çağırıyoruz.

DİDF

Top