HOLLANDA’DA GENEL SEÇİMLER

Önümüzdeki 15 Mart’ta parlementoyu belirlemek üzere Hollanda’da genel seçimler yapılacaktır. Bu seçimlerden dolayı sağından soluna kadar değişik renkten partiler değişik vaat ve çağrılarla bizlerden oy talep edecek ve politikalarını desteklememizi isteyeceklerdir. Bu durumda bizlerin, yapılan bu vaat ve çağrılar karşısında doğru tercihlerde bulunması; kulağa hoş gelen süslü sözlere kanmadan, kendi ihtiyaç ve taleplerimize göre tercihler yapması önem kazanıyor. Daha iyi çalışma ve yaşama koşulları, kendimize ve çocuklarımıza daha iyi bir gelecek, yerlisinden göçmenine her işçi ve emekçinin istemi ve arzusudur.  Seçimlere doğru gittiğimiz bu dönemde istemlerimizin gerçekleşmesi için yerli ve göçmen kökenli işçi ve emekçiler olarak birlikte hareket etmemiz daha da önem kazanmıştır.

HÜKÜMETİN POLİTİKALARI

VVD ve PvdA partileri 2012 yılından bu yana hükümetteler. Bu beş yıllık süre zarfında esnek çalışma ve güvencesiz işler daha da yaygın hale geldi. Yoksulluk arttı. Gelir adaletsizliği büyüdü. Çalışma ve geçim şartları daha da ağırlaştı. VVD-PvdA hükümetinin uyguladığı politikalar sonucu emekçiler arasında yoksulluk artarken zenginler daha da zenginleşti. Sağlık sigortası birçok dargelirli için ödenemez duruma geldi; ödenebilir bir sosyal konut nerdeyse hayal haline geldi; emeklilik maaşları düşürüldü ya da donduruldu; eğitim bursu kaldırıldı ve eğitimin paralı hale getirilmesi daha da yaygınlaştırıldı. Ulasım pahalılandırıldı. Güvencesi olmayan esnek işlerde patlama yaşandı.

Bu politikların sorumlusu beş yıldır iktidarda olan VVD-PvdA hükümetidir. Ama sadece hükümet partileri değil, bu politikaların Senato’dan geçmesine onay veren kimi muhalefet partiler de aynı derecede sorumludurlar. Bütün bu partilerin altına imzasını attıkları bu politikalar sonucu işçi ve emekçiler yoksullaşırken zenginler daha da zenginleşti.

Savunma bütçesi arttırıldı ve uluslararası alanda, Suriye’den Irak ve Afganistan’a kadar birçok ülkede süren işgal ve savaşlara destek sunuldu.

IRKÇILIK VE AYRIMCILIK KÖRÜKLENDİ, ÖNYARGILAR GÜÇLENDİRİLDİ

AMA ÇIKARLARIMIZ ORTAKTIR

Hükümet ve sistem partileri sadece sosyal haklara yönelik saldırılarla yetinmediler. 50 yıldan fazla bir süredir bu ülkede yaşayan göçmenlere dönük ayrımcı ve ırkçı politikaların da önünü açtılar. “Mülteci krizi”, “terörizme karşı mücadele” v.b. gerekçeler ileri sürülerek bu ülkede yaşayan belli etnik köken ve inanç grubuna sahip emekçilere karşı önyargılar güçlendirildi. İzlenen kututplaştırma politikası sonucu, farklı etnik köken ve inanç grubundan emekçiler arasında yapay bölünmeler yaratıldı. Bu bölünmeyi sadece PVV gibi ırkçı parti, grup ve şahsiyetler yapmıyor; bizzat bu ülkenin başbakanı gibi sorumluluk sahibi kişiler de bölünmeyi derinleştirici politikalar güdüyor. Başbakan Rutte, partisi adına gazetelere verdiği ilanda ‘normal davran yoksa çek git’ açıklamasıyla kutuplaştırma siyasetini seçimlerin yaklaştığı bu dönemde daha da derinleştiriyor.

15 Mart’ta yapılacak genel seçimler Başbakan Rutte ve partisi VVD’nin aşırı-sağcı, populist ve ırkçı PVV ile göçmenler ve sığınmacılara düşmanlık üzerinden yarış içerisine girceğini gösteriyor. Bu yolla kaybettiği oyları geri alacağını düşünen Başbakan Rutte ve VVD yanılıyorlar. Çünkü bugün PVV’ye oy verenleri geri kazanmanın yolu PPV ile aynı söylemi kullanmak değil, PVV’yi yaratan ve güçlendiren koşulları ortadan kaldırmaktır.

Göçmenler ve sığınmacılar üzerinden korkuları ve önyargıları körükleyerek oy devşirme planları yapanlar, belki biraz oy toplayabilirler, ancak bununla bir yandan ülkede yaşayan farklı etnik gruplardan ve inançlardan emekçiler arasında derin yarılmalara yol açacaklar, diğer yandan Hollanda halkına var olan sorunlar için sahte düşmanlar göstermeye ve sorunların üstünü örtmeye devam edeceklerdir. Bu tehlikeli plan bir arada barış içinde yaşama sürecine büyük bir darbe vuracak; ırkçılık ve ayrımcılığı derinleştirecektir.

İşe almada ve daha bir dizi alanda farklı etnik kökenden ve inanç grubundan insanların ayrımcılığa uğradığı bilinmesine rağmen, hükümet ve sorumlu bakan ve devlet organları, dönem dönem yapmak durumunda kaldıkları açıklamalar dışında şimdiye kadar ayrımcılığı önleyici somut adımlar atmış değiller.

BİRLİKTE GÜÇLÜYÜZ

Gerek ırkçı partilerin tutumu, gerek hükümetin, gerekse de inanç ve etnik köken üzerinden politika yapanların tutumu; 50 yıldan fazladır yaşadığımız bu toplumda işçi ve emekçiler arasındaki önyargıları kışkırtmaya hizmet ediyor. Oysa göçmenlikten kaynaklı sorunlarımızın yanı sıra, bu ülkede yaşıyor olmaktan; işçi, öğrenci, emekli ya da ev kadını olmaktan kaynaklı sorun ve taleplerimiz de vardır. Ve bunları dile getirmemiz gerekiyor. İşsizlik, esnek çalışma, yoksulluk, eğitimden sağlığa kadar birçok alanda yapılan kısıtlamlar bizleri etkilediği kadar , bizimle aynı durumda olan Hollandalı iş arkadaşımızı, komşumuzu ya da sınıf arkadaşımızı da etkilemektedir. Bu talepleri birlikte dile getirdiğimiz; sorunlarımızın çözümü ve özlemlerimizin gerçekleşmesi için birlikte hareket ettiğimiz oranda başarılı olabiliriz.

Etnik kökenleri ve inanç grupları farklı olsa da işçi ve emekçilerin özlem ve çıkarları birdir. Onun için ırkçı ve milliyetçilerin ve de hükümetlerin bölme ve kutuplaştırma oyunlarına gelmemeli, sorunlarımızın çözümü için yerli emekçilerle birlikte hareket etmeliyiz. Bu birliktelik yukarıda dile getirmeye çalıştığımız nedenlerden dolayı herzaman olduğundan daha da önem kazanmıştır.

ÇAĞRIMIZDIR

Bugün Hollanda’da yaşayan tüm işçi ve emekçilerin olduğu gibi, Türkiye kökenli işçi emekçilerin de temel sorunları, işsizlik, yoksulluk, esnek çalışma, güvencesiz işler, sosyal kısıtlamalar, kiraların yükselmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinin paralı hale getirilmesi ve bunlara bağlı olarak yaşanan ırkçılık ve ayrımcılıktır.

Federasyonumuz, sizleri, saldırı politikalarından etkilenen geniş kesimlerin güçlerini, seslerini birleştirererek, karşı karşıya olduğumuz sorunlara emekçilerin ve halkın çıkarlarına uygun politika yapan ve tutum alan, bu yollu çözüm önerileri sunan parti ve adayları desteklemeye çağırıyor.

15 mart seçimlerinde oylarımızı esnek çalışmaya, yoksulluğa, güvencesiz işlere ve gelir adaletsizliğine karşı kullanalım.

15 Mart seçimlerinde oylarımızı ücretlerin ve sosyal ödeneklerin yükseltilmesi, ödenebilir bir sosyal konut politikası ve ödenebilir bir sağlık sistemi için kullanalım.

15 Mart seçimlerinde oylarımızı yerli ve göçmen emekçilerin birlikte yaşamını engelleyen ayrımcı yasa ve uygulamaların kaldırılması için kullanalım. Irkçı-faşist parti ve örgütler yasaklanmalıdır, herkese eşit haklar!

KUTU

Rutte-Ascher hükümetinin yoksulluk karnesi

Günümüz Hollanda’sında 421.000 çocuk yoksulluk içinde yaşamaktadır. Yarım milyona yakın vatandaş iyi bir konut, sağlıklı beslenme ve elbise alabilmek için yeterli bir gelire sahip değildir. Bir de çalıştığı halde yoksul olan insanlar vardır. Yaklaşık yarım milyon dolayında insan birden fazla işte çalışmaktadır, ancak bir güvenceleri yoktur. Yarın bir işinin olup olmayacağını, ya da kirayı ödeyip ödeyemeyeceklerinin belirsizliği içinde yaşamaktadırlar.

Bunun karşısında şirketlerin karlarının arttığını, milyarderlerin sayısının yükseldiğini ve tepedekilerin maaşlarının yükseldiğini görmekteyiz. Hollanda halkının en yoksul %10’luk kesiminin 2010 yılındaki toplam borcu 39 milyar Euro idi. 2014 yılında bu kesimin borcu 58 milyar Euro’ya yükseldi. En zengin %10’luk kesim ise 2010 yılında 703 milyar Euro servete sahipti. 2014 yılında bu kesimin serveti 754 milyar Euro’ya yükseldi.

2012 yılında 1.293.000 kişi olan yoksul insan sayısı 2014 yılında 1.457.000 kişiye yükseldi

2012 yılında 375.00 çoçuk yoksulluk içinde yaşarken 2014 yılında 421.000 kişiye yükseldi.

2012 yılında 70.000 insan gıda bankalarına bağımlı iken, 2015 yılında bu rakam 88.000 kişiye yükseldi.

KUTU

Ayrımcılık, ırkçılık ve buna karşı mücadele

Hollanda’da ayrımcılığın ve ırkçılığın arttığı ve kurumsal bir hal aldığı biliniyor. Etnik kökenlerinden ve hangi inanç gruplarından olunduğundan bağımsız olarak, aynı kaderi paylaşan ve aynı özlemlere sahip insanları bölen ve düşmanlaştıran ırkçılık ve ayrımcılık hergün daha fazla karşımıza çıkmaktadır. Irkçı hareketler ve partiler her fırsatta sosyal ve siyasal sorunları suistimal ederek güçlerini arttırmakta, bu ülkede yaşayan göçmen kökenli emekçileri yaşanan sosyal ve siyasal sorunların sorumluları olarak ilan etmektedirler. Daha da önemlisi hükümetler buna karşı önlem alma bir yana, bu gelişmelere çanak tutan populist politikaları hayata geçirme çabası içerisindedirler. Bu popülist politikalar sonucu karşılıklı önyargılar güçlenmekte, farklı kökenden işçi ve emekçilerin birleşmesi zorlaşmaktadır.

Bu olumsuz havayı kendileri için bir fırsata çevirmeye çalışanlar da yok değildir. İnanç ve etnik köken üzerinden politika yapan Denk gibi politik partiler ve onlarla birlikte hareket eden çeşitli çevreler, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı mücadele adı altında Türkiye kökenli göçmenlere içe kapanmayı salık vermektedirler. Lafta ne söylediklerinden bağımsız olarak Denk vb çevrelerin  yapmak istedikleri sorunlarımıza  çözüm getirmekten uzaktır. Bırakın çözümü,  Denk’in tutumu ve yapmak istedikleri dıştalama politikasına hizmet etmekten, kutuplaşmayı derinleştirmekten  başka bir işe yaramamaktadır.

Evet tablo iç açıcı değil. Ve bu olumsuz tablonun kendiliğinden değişmeyeceği, buna karşı mücadele edilmesi gerektiği de ortadadır. Sorun bu tabloya karşı nasıl mücadele edileceği sorunudur. Bilinmesi gerekiyor ki, ayrımcılık ve ırkçılık son yıllarda ortaya çıkmış bir sorun değildir. Bu sorun her zaman var oldu. Sosyal ve siyasal sorunların arttığı dönemlerde ırkçılık ve ayrımcılık daha bir belirgin hal alır ve ayyuka çıkar. Ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı mücadele de herzaman sürdü ve sürüyor. Hollanda’da ilerici partiler, çevreler, sendikaların bir bölümü, tek tek kişiler ve federasyonumuz ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı hep mücadele içinde oldular ve göçmenleri yalnız bırakmadılar. Irkçılığa ve ayrımcılığa karşı yapılan onca gösteri, yürüyüş, toplantı ve diğer etkinliklere katılanların büyük bir bölümünü yerliler oluşturuyor. Bugün de yapılması gereken yerli ve göçmenler olarak birlikte hareket ederek ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı ortak tutum almaktır.

Tablo iç açıcı değil belki ama işçi ve emekçiler olarak çaresiz ve çözümsüz de değiliz. İşsizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe karşı, dinimiz, dilimiz, ulusumuz ne olursa olsun emekçiler olarak ortak sorunlarımız için birleşebildikçe iyi bir gelecek inşa edebiliriz. Irkçılığa ve ayrımcılığa verilebilecek en iyi cevabın yolu, içimize kapanmaktan değil, aynı kaderi paylaştığımız Hollandalı ve diğer uluslardan emekçilerle biraraya gelmekten ve birlikte hareket etmekten geçmektedir.

Top