Tekellerin ve savaş kışkırtıcılarının AB’sine karşı Halkların barış ve dayanışma içinde yaşayabileceği bir Avrupa!

23 Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacak. ‘Demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin’ kalesi olarak lanse edilen Avrupa Birliği’ne karşı hoşnutsuzlukların arttığı bir süreçte yapılacak olan seçimleri, bir yandan Avrupa’da yükselen ırkçı-faşist partiler güç toplamak için kullanırken, diğer yandan sermayenin savunuculuğunu yapan hükümetler yoksulluğun, ırkçılığın esas nedeni olan AB politikalarını onaylatmak istiyor.

AB yoksulluk üretiyor!

AB ileri sürüldüğü gibi refahın merkezi değil. Lizbon Anlaşması’yla pek çok ülkeye kamu hizmetlerinde özelleştirme dayatıldı. İngiltere’nin ayrılma kararıyla birlikte AB’de asıl söz sahibi olan Almanya ve Fransa hükümetleri, başta kendi ülkeleri olmak üzere düşük ücretli ve güvencesiz işler bütün Avrupa ülkelerinde yaygınlaştırdı. AB’de her beş kişiden birisi yoksul. Kazanan ise sermaye sahipleri ve ekonomisi daha güçlü olan Almanya gibi ülkelerin bankaları ve tekelleri oldu.

Avrupa Birliği demokrasi ve özgürlüklerden yana değil!

Ekonomik krizin yükü asıl olarak emekçi halkların sırtına yıkmak için, Yunanistan, İspanya, İtalya’da olduğu gibi üye ülkelerde emekçileri daha da yoksullaştıran politikalar dayatıldı. Serbest dolaşım hakkı, esas olarak güçlü devletlerin ucuz kalifiye işçi açığını gidermeye hizmet ediyor. AB devletlerinin savaş ve sömürü politikaları nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca mülteci ya Akdeniz’in sularında ölüme terk edildi ya da ulaştıkları ülkelerde insanlık dışı koşullarda yaşamaya mecbur bırakıldı. Gösteri ve yürüyüş hakkı gibi temel demokratik özgürlükler polis yasalarıyla, istihbarat örgütleri aracılığıyla kısıtlandı. Sermayenin çıkarları sonuna kadar korunmaya çalışılırken, işçilerin, emekçilerin hakları birer birer yok edilmektedir.

Avrupa Birliği ırkçıların zeminini güçlendiriyor!

Bugün istisnasız bütün Avrupa Birliği ülkelerinde ırkçı-faşist partilerin güç toplaması tesadüf değildir. AB çapında uygulanan kısıtlama politikaları nedeniyle işsizlik, yoksullaşma, güvencesizlik ve hükümetlerin ırkçı-ayrımcı göçmen politikaları ırkçı partilerin güçlenmesinin esas nedenidir. AB karşıtlığı üzerinden güç toplamaya çalışan ırkçıların esas amacı, halkların bu saldırı politikalarına karşı ortak hareket etmesini engellemektir. Kayıtsız-şartsız Avrupa Birliği’ni savunarak değil, yoksullaştırmayı ve güvencesizliği derinleştiren politikalara karşı mücadele ederek, AB’nin uyguladığı emek düşmanı politikalara karşı çıkarak, ırkçıların gelişmesini durdurabiliriz.

Avrupa Birliği barışın değil, savaşların ve silahlanmanın merkezi!

Bugün dünyanın dört bir yanında devam eden savaşların içinde Almanya ve Fransa gibi AB’nin ‘patronu’ devletler de yer almakta. AB ülkeleri de pazar kavgası içerisinde daha güçlü olabilmek için çılgınca silahlanıyorlar. Savunma bütçeleri arttırılıyor. Avrupa Ordusu’nun oluşması hızlandı. Silah şirketleri dünyanın dört bir yanına ölüm ihraç ederek, kasalarını dolduruyor.

Halkların dayanışmasını güçlendirelim!

Avrupa Birliği’nin bu politikalarına karşı, tüm ülkelerde işçilerin emekçilerin tepkisi de artıyor. Bir çok ülkede emekçiler yoksulluğa, yolsuzluğa, silahlanmaya, savaş politikalarına ve ırkçılığa karşı halkların kardeşliği için sokaklara çıkıyor. Doğanın sermaye tarafından kar uğruna talan edilmesine karşı mücadele büyüyor. Bugün bu gelişmeler karşısında, tüm Avrupa ülkelerinde işsizliğe, yoksulluğa, ırkçılığa, savaş politikalarına karşı mücadelenin güçlenmesine katkı sunmak, tüm emekçilerin daha güvenli bir Avrupa’da yaşamasını olanaklı kılmak için, bizler de verilen bu mücadelenin bir parçası olalım. Türkiye kökenli emekçileri, ırkçılığa dur demeye, sermayeye karşı emekçilerin ve halkların birliğini ve kardeşliğini güçlendirmeye çağırıyoruz.

Top